"Bu adamı nasıl salabilirsiniz? Şimdi ben anlamadım yani nasıl serbest kalabilir? Çıkınca gene aynı şeyi yapmaya kalkacak bu!"
Mahkeme salonundaki annenin sözleriydi.. Haklı olduğunu biliyordum. Ama pek etkilenmemiştim açıkçası. Okula ilk başladığımda böyle sahnelerle karşı karşıya kalacağımın farkındaydım. Hep haklının yanında duran bir avukat olmak gibi ideallerim ise hatırlayamayacağım kadar uzaklarda, tozla kaplanmışlardı. Bugün bunu yaşıyor olmam, bu durumun ispatıdır. Bir çocuk tecavüzcüsünü savunan avukatın yanında staj yapıyorum..
Tahliye talebinde bulunduğumuzu öğrenince çocukların annesi titreme krizi geçirdi.. Karşısında çocuğuna tecavüz ederek belki de öldürmeyi kafasına koymuş biri yargılanıyordu ve biz o adamın yasaya uygun yargılanmadığını tespit etmiş, onu çıkarmaya çalışıyorduk. Çıkınca gene aynı şeyi yapacağından emin olmamın sebebi ise çok basitti; zaten on sene boyunca çocuk tecavüzünden hapiste yatmıştı, çıktıktan üç ay sonra ise yeniden, ama bu sefer farklı çocuklara yeltendiği için yargılanmaya başlamıştı.
Aslında hakim de farkındaydı durumun.. Normalde adamı içeride tutabilecek hiç bir şey yoktu elinde. Ama bu denli sapkın birini bırakmak da istemiyordu. Ancak biz bastırıyorduk..
Hakimin kararını değiştiremedik ama mahkemedeki talebimiz infial yarattı. Duruşmanın sonunda diğer çocuğun annesi de kriz geçirdi. Tüm adliye çığlıklarıyla yankılandı. Acı bir durum değil mi Jes?
- Bilemiyorum pal.. Acı olduğuna emin değilim.. Daha çok.. Gülünç aslında..
- Tamam sus(!)
Avukat, hakimin hata yaptığını söyledi. Mecburen itiraz edecekmişiz. Kurallara aykırı davranmış. İtirazın sonunda ise çok yüksek ihtimalle salıverilecekmiş.
- Aytaç Bey itiraz dilekçesi mi yazacağız?
- Evet.
- Ben hazırlayayım mı?
- - Sen hazırla tabiki pal. O adamı çıkarman lazım biliyorsun bunu!
- - Kapa çeneni Jes!
- Olur tabi, hazırla bakalım.. Sonra da ben okurum.
- Peki.
Bu fırsatı iyi değerlendirmem gerekiyordu. Elimden geldiğince iyi bir dilekçe hazırlamam lazımdı. Bu sayede avukatın gözüne girebilmem işten bile değildi. Avukatın gözüne neden girmeye çalıştığım konusunda ise en ufak bir fikrim yoktu. En azından; tutarlı bir fikrim yoktu.. Sanırım bir çeşit "kendimi ispat" bunalımı yaşıyordum. Ya da ona benzer bir şeyler..
- Tabi ki gözüne gireceksin pal! Sen bu adamı dışarı çıkarmak istiyorsun bunu biliyorum! ve başaracaksın!
- Jes. Bir konuda anlaşalım olur mu? Her işime burnunu sokmanı istemiyorum. Yeterince açık değil mi?
- Haha. Bak bu komik işte pal.. Benden gitmemi isteyemezsin dimi?
- Gayet de isteyebilirim. Defolup gider misin lütfen? Konsantre olmam lazım.
- Evet o adamı çıkarmaya konsantre olman lazım.. Doğru.
- Jes!
- Hadi ama pal.. O adamı çıkarmak istediğini biliyorum.
- Herifi çıkarmayı neden isteyeyim? Çıktığında ilk iş olarak yine altı yaşındaki bir çocuğun ırzına geçmeye çalışacak.
- Ama sen bunu bilemezsin.. Bu şekilde yargılayamazsın dostum..
- Evet belki teknik olarak bunu yapmamız imkansız ama o salondaki herkes o herifin bir orospu çocuğu olduğundan emindi. Hatta kendisi bile! Bunu yapacak Jes .. Bunu biliyorum.
- Yazma o zaman dilekçeyi?
- Yazmam gerek.
- O dilekçeyle herifi sokağa salacaksın pal..
- Belki.
- Belki mi? Çocuk mu kandırıyorsun? Gerçi şu ortamda olmak isteyeceğim en son şey bir çocuk olmak.
- Espri yapma Jes.
- Ne demiş? Şeker mi verecekmiş onlara?
- Jes keser misin?
- Çıkar onu pal.. O adamın içerde kalmasına izin verme dostum.
- Jes uzatma ve git artık. İzin ver de şu dilekçeye en azından başlayayım.
- ...
Dilekçeyi hazırlarken ifadelerimi itinayla seçtim. Güzel bir çalışma olması için elimden geleni yaptım.. Sonuçta işimi yapıyordum ve işimde iyi olabilmek için bunun gibi kağıtları özenle hazırlamam gerekiyordu. Hayatım bu ve buna benzer binlerce kağıt arasında devam edecekti artık. Alışmam lazımdı.
"Alışmak".. İlginç bir kelime...
Devam edecek...